Unlimited Quote Collections
Organize your favorite quotes without limits. Create themed collections for every occasion with Premium.
" "Quand les riches se font la guerre, ce sont les pauvres qui meurent.
Jean-Paul Charles Aymard Sartre (21 June 1905 – 15 April 1980), normally known simply as Jean-Paul Sartre, was a French existentialist philosopher, dramatist and screenwriter, novelist, and critic. He had an enduring personal relationship with fellow philosopher Simone de Beauvoir.
Biography information from Wikiquote
Organize your favorite quotes without limits. Create themed collections for every occasion with Premium.
Related quotes. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.
I know. I know that I shall never again meet anything or anybody who will inspire me with passion. You know, it's quite a job starting to love somebody. You have to have energy, generosity, blindness. There is even a moment, in the very beginning, when you have to jump across a precipice: if you think about it you don't do it. I know I'll never jump again.
Gömleğinin üzerindeki o iki tanımlanamaz leke, gözümün önünde yeniden belirdi. Ya çakıl taşı, bütün bu hikayenin başlangıcı olan şu ünlü çakıl taşı yok mu, o da...ne olmak istemediğini şimdi pek iyi hatırlamıyordum. Ama onun edilgen direncini unutmamıştım. Ya Otodidakt'ın eli? Bir gün kitaplıkta bu eli sıkmış ve bunun bir ele benzemediğini duymuştum. Kocaman beyaz bir kurt gelmişti aklıma, ama tam bu da değildi. Hele Mably Kahvesi'ndeki bira bardağının ne idüğü belirsiz saydamlığı. Ne idüğü belirsiz! İşte seslerin, kokuların, tatların özelliği. Yuvalarından uğratılmış tavşanlar gibi, önünüzden hızla geçtikleri ve onlara fazla dikkat etmediğiniz zaman, güven verici ve düpedüz varlıklar olduklarına inanabilirdiniz...Yeryüzünde, gerçek mavi, gerçek kırmızı, bir gerçek kayısı ya da menekşe kokusu olduğuna inanabilirdiniz. Ama onları bir an durdurduğunuzda, bu güven ve rahatlık duygusu yerini derin bir tedirginliğe bırakıyordu: Renkler, tatlar ve kokular hiçbir zaman gerçek değildi, hiçbir zaman kendileri ve sadece kendileri olarak kalmıyorlardı. En yalın niteliğin bile, kendinde, kendisi bakımından ta içinde ta içinde bir fazlalık vardı. Şurada, ayağımın altında duran şu siyah, siyahtan çok, bu rengi hiç görmemiş, ama hayal gücünü durdurmasını beceremeyen bir kimsenin, siyahı hayal etmek için harcadığı çabayı hatırlatıyordu.Bu çabayla o kimse, renklerin ötesinde ne idüğü belirsiz bir varlık düşünmüştü.Bu, bir renge benziyordu, ama aynı zamanda...bir çürüğe,bir salgıya,bir sızıntıya da benziyordu. Başka bir şeye, sözgelimi bir kokuya da benziyordu. Çünkü bu, ıslak toprak, yaş ve ısınmış odun kokusu, şu sinirli ağaç parçası üzerine cila gibi yayılmış siyah koku, çiğnenmiş şekerli lif tadı içinde eriyordu. Bu siyah rengi tek başına görmüyordum, görme gücü soyut bir icat; temizlenmiş, yalınlaştırılmış bir düşünce; insanların bir düşüncesidir. Şuradaki siyah, biçimden yoksun ve tüylü şu bulunuş; görme, koklama ve tatma güçlerini aşıp geçiyor, onlardan taşıyordu. Ama bu zengi