"Türk ulusunun tarihini göz önüne getirelim; hemen daha düne kadar, altında ezildiği baskı, tutsaklık ve zorbalığın kara, kanlı pençesini duymamak mü… - Yuksel Atillasoy

"Türk ulusunun tarihini göz önüne getirelim; hemen daha düne kadar, altında ezildiği baskı, tutsaklık ve zorbalığın kara, kanlı pençesini duymamak mümkün değildir.
Türk, zorbalık ve tutsaklık zincirlerini parçalayabilmek için, iç ve dış düşmanlar karşısında hayatını ortaya attı; çok kanlı ve tehlikeli savaşımlara girdi, sayısız özverilere katlandı; başarılı oldu, ancak ondan sonra özgürlüğünü kazandı. Bu nedenle özgürlük Türkün hayatıdır.
Artık, Türkiye'de, "her Türk özgür doğar, özgür yaşar."
Türkün bugünkü ulusal ve siyasal terbiyesi ve yüksek değeri, onun amacını ve durumunu belirlemiştir.
Türkler, demokrat, özgür ve sorumluluk duyan yurttaşlardır. Türk Cumhuriyeti'nin kurucuları ve sahipleri kendileridir.
Türk, bireysel özgürlüğünden ve çıkarlarından bir bölümünü, anayasada belirlenmiş olduğu kadarını Cumhuriyet'e bırakmıştır. Cumhuriyet, bireyin ona bıraktığı bir kısım özgürlüğü, bireyin ve Türk ulusunun içeride özgürlüğünü ve dışarıya karşı bağımsızlığını sağlamak için kullanır."

Turkish
Collect this quote
Try QuoteGPT

Chat naturally about what you need. Each answer links back to real quotes with citations.

Related quotes. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.

Additional quotes by Yuksel Atillasoy

Her fabrika bir kaledir.

Every nation has the right to demand proper treatment and no country should violate the territory of any other country.

Go Premium

Support Quotewise while enjoying an ad-free experience and premium features.

View Plans
Arkadaşlar, başında taç taşıyan insanlar, tahtında oturmak sevdasını irsen duymuş olan insanlar, şüphe yok ki, hâkim olduğu memleketin mamur olduğunu ister. Ve o memleketin çok zengin olduğunu ister; çünkü servet ne kadar çok olursa, kendi tacına ve kendi tahtına o kadar çok mücehverler ilave edecek kaynağa sahip olur. Yalnız bunun için ister. Yalnız bir şartla, o da mutlaka o tahta oturacaktır ve o tacı başında tutacaktır. Bu tahtın ve bu tacın herhangi bir şekil ve surette en ufak bir tehlikeye maruz olduğunu gördüğü zaman. onu bertaraf edebilmek için her türlü fedakârlığı yapar. Çünkü kendi şahsına ait değildir. O memlekete ve o millete aittir. Halbuki bu taç ve tahtın tehlikeye maruz olamaması, hükmettiği insanların akıldan, ferasetten, ilimden, görmekten mahrum bulunmasıyla mümkündür. Yoksa kafasını ilimle, fenle bezemiş, insanlığın ne demek olduğunu idrak etmiş olan fertlerden meydana gelmiş bir toplumun hiçbir vakitte böyle bir taç ve taht sahiplerine hizmetkârlık etmesine imkân yoktur. (Alkışlar) İşte o zaman son Osmanlı padişahı ve halife yalnız çok mundar olan o taç ve tahtını muhafaza edebilmek için en tehlikeli düşmanlarla el ele vermiş ve onların yapamayacağı, onların tesis edemeyeceği kuvvetleri tesis etmişti. Yani milletin doğrudan doğruya vicdanını harekete getirecek kuvvetleri düşmanlara vermişti. Hepiniz bilirsiniz ki, bu güzel memleketi çiğneyen ve burasını çiğnedikten sonra doğuya doğru zehirli hançerlerini saplayan Yunan ordusunun elinde, bu memleketi mahvetmek için ferman vardı, fetva vardı.

Her gün muharebe saflarımızın semasında düşman tayyareleri bu fetvaları ve bu fermanları atıyor ve diyordu ki, biz padişahınız ve halifeniz tarafından memuren geliyoruz. Ve biz onun askeriyiz ve onun askeri idi. Zavallı millet bu kadar hain ve bu kadar zararlı olan bu mahlukun mahiyetini anlamakta çok tereddütlü idi. Mazur yahut mazur değil, onun için bir şey diyemem, fakat tereddütlü idi. Ve halkın fikir ve hislerindeki bu tereddüt, teşebbüs erbabında dah

Loading...