Hayır. Çünkü öğrencime verdiğim özgürlük onu karşı karşıya bıraktığım kimi önemsiz rahatsızlıkları rahat rahat giderir. Karda mosmor kesilmiş, çok üşümüş, parmaklarını ancak oynatabilir durumda oynayan yumurcaklar görüyorum. Gidip ısınmak ellerinde, ama hiç aldırış ettikleri yok; buna zorlansalar, zorlanmanın sıkıntılarını soğuğun sıkıntılarından yüz kez daha çok hissederlerdi. Öyleyse neden yakınıyorsunuz? Çocuğunuzu seve seve katlanmak istediği rahatsızlıklarla karşı karşıya bırakarak mutsuz mu kılacağım? Onu şimdi özgür bırakarak ona iyilik yapıyorum; katlanması gereken kötülüklere karşı donatarak ona gelecek için iyilik yapıyorum. Benim öğrencim ya da sizin öğrenciniz olmayı seçmek elinde olsaydı, sanıyor musunuz ki bir an duraksardı?
Reference Quote
ShuffleSimilar Quotes
Quote search results. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.
Düşse, başı şişse, burnu kanasa, parmaklarını kesse, çevresinde telaşlı bir halle dört dönecek yerde, hiç olmazsa az bir süre dingin kalırım. Olan olmuştur, buna katlanması zorunludur; benim tüm telaşım onu daha çok ürkütmekten ve duyarlılığını artırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Aslında, insan yaralandığında onu üzen, yaradan çok korkudur. Ben hiç olmazsa onu bu korkudan kurtaracağım; çünkü çok kesin olarak, acısını benim bu acıyı nasıl değerlendirdiğimi görerek değerlendirecektir; benim kaygıyla yanına koştuğumu, kendisini avuttuğumu, kendisine acıdığımı görürse, kendisini mahvolmuş hissedecektir; benim soğukkanlılığımı koruduğumu görürse, o da hemen yeniden soğukkanlılığına kavuşacak, acıyı artık hissetmeyince de geçtiğini sanacaktır. İşte bu yaşta ilk cesaret dersleri alınır ve hafif acılara korkmadan dayanarak, yavaş yavaş büyük acılara dayanmak öğrenilir.
Çocuklara saygı gösterin ve onlar hakkında iyi ya da kötü diye yargıda bulunmakta acele etmeyin. İstisnalar için özel yöntemler benimsemeden önce, bunların belirlenmesi, kanıtlanması, doğrulanması için zaman bırakın. Bırakın, doğa uzun süre bildiği gibi davransın, sonra, yaptıklarını bozmaktan korka korka, onun yerine davranmak için harekete geçin. Zamanın değerini bildiğinizi söylüyor ve hiç zaman kaybetmek istemiyorsunuz, öyle mi? Görmüyorsunuz ki, zamanı kötüye kullanmak hiçbir şey yapmamaktan daha çok zaman kaybetmektir ve kötü yetişmiş bir çocuk, hiç yetiştirilmemiş olan bir çocuğa göre bilgelikten daha uzaktır. Onun ilk yıllarını hiçbir şey yapmayarak boşa tükettiğini görmekten kaygıya düşüyorsunuz, öyle mi? Nasıl olur! Mutlu olmak hiçbir şey yapmamak mıdır? Gün boyunca zıplamak, oynamak, koşmak hiçbir şey yapmamak mıdır? Ömrü boyunca hiç bu kadar meşgul olmayacaktır. Platon, çok katı olduğu sanılan devletinde çocukları yalnızca şenliklerle, oyunlarla, şarkılarla, eğlencelerle yetiştirir; onlara iyi eğlenmeyi öğrettiğinde her şeyi yapmış gibidir; Seneca da eski Roma gençliğinden söz ederken, bu gençlik her zaman ayaktaydı, ona oturarak öğrenmesi gereken hiçbir şey öğretilmezdi, diyor. Erginlik çağına geldiğinde daha az mı değerli oluyordu bu gençlik? Siz bu sözde aylaklıktan pek korkmayın. Tüm yaşamından yararlanmak için hiç uyumak istemeyen bir adam hakkında ne düşünürsünüz? Belki şöyle dersiniz: Bu adam kaçık; zamandan yararlanmıyor, zamanı kendinden uzaklaştırıyor: Uykudan kaçmak için ölüme koşuyor. Öyleyse düşünün ki burada da aynı şey söz konusudur ve çocukluk aklın uykusudur.
Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapmayacağımı biliyorum.
Aldığınız önlemlere karşın çocuğunuz düzeni bozan bir şey yapmışsa, yararlı bir eşyayı kırmışsa, onu kendi ihmalinizden dolayı cezalandırmayın, hiç azarlamayın, bir tek kınama sözü işitmesin, sizi üzdüğünü birazcık bile olsa görmesine izin vermeyin, özellikle de o eşya kendiliğinden kırılmış gibi davranın; kısacası, hiçbir şey söylememeyi başarırsanız, çok şey yapmış olduğunuza inanın.
Şiddetli tutkular bunlara tanık olan çocuğun üzerinde büyük bir etki yapar, çünkü bu tutkuların çok açık belirtileri vardır ki bunlar çocuğun ilgisini çeker, bunlara dikkat etmeye zorlar. Özellikle öfke, taşkınlıklarıyla öyle gürültücüdür ki erişilebilir bir uzaklıkta iken farkına varılmaması olanaksızdır. Bunun bir pedagog için güzel bir nutuğa başlama fırsatı olup olmadığını sormamak gerekir. Nutuk çekmeye kalkışmayın! Kesinlikle! Tek sözcük söylemeyin. Bırakın çocuğunuz gelsin: Gördüğü manzara karşısında şaşırıp size sorular sormaktan geri kalmayacaktır. Yanıt basittir, hatta onun duygularını etkileyen nesnelerden ortaya çıkar; çocuk alev alev yanan bir yüz, çakmak çakmak gözler, tehdit edici bir davranış görür, çığlıklar duyar; vücudun dengede olmadığını gösteren tüm belirtileri görür. Ona acele etmeden, gizlemeden, yapmacıksız, şöyle deyin: Bu zavallı adam hasta, ateş nöbeti geçiriyor. Buradan çocuğa hastalıklar ve onların etkileri konusunda kısaca bir fikir verme fırsatını yakalayabilirsiniz: Çünkü hastalık doğal bir şeydir ve çocuğun kendisini bağlı hissetmesi gereken zorunluluk bağlarından biri de hastalıktır.
Try QuoteGPT
Chat naturally about what you need. Each answer links back to real quotes with citations.
onu engelleyen fren otorite değil, güç olsun; yapmaması gereken şeyi ona yasaklamayın, bunu açıklamadan, düşünce yürütmeden yapmasını engelleyin: Yapmasına izin verdiğiniz şeyi, yalvarmalara, ricalara gerek kalmadan, özellikle de koşulsuz olarak verin. Zevkle verin, ancak tiksinmeyle geri çevirin; ancak tüm geri çevirmeleriniz geri alınamaz olsun, hiçbir usandırma sizi sarsmasın, ağzınızdan çıkmış hayır sözcüğü tunçtan birduvar olsun, çocuk da bu duvar karşısında beş altı kez gücünü tükettikten sonra artık onu devirmeye kalkışmayacaktır.
Onu böylece, istemiş olduğunu elde etmemiş olsa da, sabırlı, dengeli, yazgıya boyun eğen biri yaparsınız, çünkü başkasının kötü niyetine değil, şeylerin zorunluluğuna sabırla katlanmak insanın doğasındadır. Kalmadı sözü bir çocuğun aldığı ve buna karşı hiçbir zaman başkaldırmayacağı bir yanıttır, yeter ki bunun bir yalan olduğunu sanmasın. Zaten burada ikisinin ortası da yoktur; ondan hiçbir şey istememek ya da önce onu tam bir boyun eğmeye alıştırmak gerekir. En kötü eğitim, onu kendi istekleri ve sizin istekleriniz arasında bocalamaya bırakmak ve onunla aranızda ikinizden hangisinin öğretmen olduğunu tartışmaktır; ben öğretmenin her zaman öğretmen kalmasını yüz kez yeğlerim.
Çocuğu eğitmekte acele etmezseniz, ondan bir şey istemekte de acele etmeyin, böylelikle tam zamanında bir şey istemiş olursunuz. O zaman çocuk şımarmayacak şekilde yetişir. Ama düşüncesiz bir eğitimci nasıl davranacağını bilmediği için çocuğa, her an, hiç ayrım gözetmeden, seçim yapmadan her şeye söz verdirir, tüm bu söz vermelerden sıkılan ve bunların aşırı yükü altında kalan çocuk bunları yadsır, unutur, kısacası küçümser ve bunlara anlamsız formüller gözüyle bakarak, söz verip tutmamakla eğlenir. Öyleyse çocuğun verdiği söze sadık kalmasını istiyorsanız, söz istemekte ölçülü davranın.
Çocuk nesneleri ayırt etmeye başlar başlamaz, kendisine gösterilenler içinde bir seçim yapması önemlidir. Tüm yeni nesneler doğal olarak insanın ilgisini çeker. İnsan kendisini o kadar zayıf hisseder ki tanımadığı her şeyden korkar: Yeni nesneleri, onlardan etkilenmeden görme alışkanlığı bu korkuyu giderir. Örümcek derdi olmayan temiz evlerde yetiştirilmiş çocuklar örümcekten korkarlar ve bu korku çoğu zaman büyüdüklerinde de geçmez. Ben örümcekten korkan, ne erkek, ne kadın ne de çocuk, hiç köylü görmedim.
Öyleyse, mademki bir çocuğa gösterilen nesnelerin yalnızca seçimi bile onu çekingen ya da cesur kılıyor, bu çocuğun eğitimi neden konuşmadan, işitmeden öncebaşlamasın ki? Onun yeni nesneler, çirkin, iğrenç, tuhaf hayvanlar görmeye alıştırılmasını istiyorum; ama bu, yavaş yavaş, uzaktan, alışıncaya kadar sürmeli; onları başkalarının ellediğini göre göre sonunda o da onları eller. Çocukluğunda kurbağa, yılan, ıstakoz görmekten korkmamışsa, büyüdüğünde, hangi hayvan olursa olsun, onu görmekten korkmayacaktır. Her gün nesneler gören bir kimse için artık korkunç nesneler yoktur.
Tüm çocuklar maskelerden korkarlar. Hoş bir yüz şeklinde bir maskeyi Émile’e göstermekle işe başlıyorum; sonra biri onun önünde bu maskeyi yüzüne takıyor: Gülmeye başlıyorum, herkes gülüyor, çocuk da ötekiler gibi gülüyor. Yavaş yavaş onu daha az hoş olan maskelere, sonunda iğrenç yüzlere alıştırıyorum. Eğer bu aşama aşama gitmeyi iyi idare etmişsem, çocuk, son maskede korkmak şöyle dursun, ilk maskede olduğu gibi buna da gülecektir. Bundan sonra artık o, maskelerle korkutulur diye kaygılanmam.
Loading...