Reference Quote

Shuffle
Sahici aşk, iki ayrı özgürlüğün karşılıklı tanınması temeline oturmak zorundadır; seven kadın da, erkek de, o zaman, hem kendi varlığını, hem de karşısındakinin varlığını duyacaktır: hiçbiri aşkınlığından vazgeçmeyecek, kendi varlığını sakatlamayacaktır; ikisi de, üzerinde yaşadıkları dünyada, birtakım değerler ve erekler bulup ortaya çıkaracaklardır. Her ikisi için de aşk, kendini verişte benliğini tanımak, evreni zenginleştirmek biçimine girecektir. Gerorge Gusdorf, la Connaissance de Soi ( İnsanın kendini tanıması) adlı yapıtında, erkeklerin aşktan, sevgiden beklediğini pek güzel özetlemektedir.

Aşk, bizi bizden, dar kalıbımızdan kurtararak kendi benliğimizi gösterir bize. Bize yabancı olan ve bizi tamamlayan varlıkla ilinti kurduğumuz an kendimizi olumlarız. Bir bilgi türü olan sevgi, nicedir içinde yaşadığımız görünüme bile yeni nitelikler kazandırır, önümüzde yeni gökler, yeni topraklar açılır. İşin en büyük sırrı da buradadır zaten: dünya bir başka varlıktır, ben de bir başka varlık’ım. Ve sevdiğim an, bunu bilen tek kişi olmaktan çıkarım. Daha da ileri giderek, bunu bana öğretenin işte bu ikinci kişi, (sevdiğim yabancı varlık) olduğunu söyleyebiliriz. Öyleyse, kadın erkeğin kendi varlığının bilincine varmasında en önemli rolü oynamaktadır.

Bir delikanlı için aşk konusunda çıraklık etmenin önemi de işte buradan gelmektedir: Stendhal’ın, Malraux’un “ben de bir başka varlık’ım” dedikleri anda duydukları engin zevki hepimiz biliyoruz. Ancak, Gusdorf, şu satırları yazarken haksızdır: “aynı şekilde, erkek de, kadın için, kendi varlığını tanımada kullanacağı vazgeçilmez bir aracıdır”, çünkü, bugün erkeğin durumu kadınınkinin aynı değildir; sevgi ilişkisinde erkek başka bir görünüşte ortaya çıkmakta, bu yeni görünüş de kişiliğine katılmakta, ama temek bir varlığı aynı kalmaktadır. Kadın da onun gibi kendisi için var olan bir varlık olabilseydi, sevgiden aynı yararı sağlayabilecekti; bu ise, onun iktisadi açıdan bağımsız olmasını, kendine özgü birtakım erekleri bul

Similar Quotes

Quote search results. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.

Fındık kadar yer kaplayan insanları göklere yükseltmek, canavar ruhlu zalimleri resmi şölenlerle tanrılar katına yüceltmek büyük bir budalalıktır. — — -
Hangi erkek, gerçek bir bilge gibi hareket edip ilk iş olarak evliliğin sakıncalarını önceden görebilseydi, boynuna o yuların takılmasına izin verirdi ? Aynı şekilde kadınlar çocuk doğururken katlanacakları sancıları ve yaşayacakları tehlikeleri, çocuk büyütürken çekeceği sıkıntıları tam olarak bilseydi bir erkeğe nasıl karşılık verirdi? Yani varlığınızı evliliklere borçlusunuz. evlilik kurumu da varlığını çılgınlık tanrıçasına. birde unutkanlık tanrıçasının yardımları olmasaydı o acı tecrübeyi bir kez yaşamış olan hangi kadın tekrar çocuk doğurmayı göze alabilirdi. — — -
Öyleyse soruyorum, kendisinden nefret eden adam başkasını sevebilir mi? Kendisiyle anlaşamayan kişi başkasıyla anlaşabilir mi? kendisinden bile bıkmış usanmış kişi başkasına keyif verebilir mi? Bana göre insan delilikten daha deli değilse bu sorular karşısında sadece susar. Beni dışladığınız takdirde hiçbiriniz bir başkasına katlanamazsınız, hatta kendinizden bile tiksinir, kendinizden mideniz bulanır ve kendinize kem gözle bakarsınız. çünkü birçok açıdan anadan çok üvey ana olan doğa, ölümlülerin ruhlarına, özellikle de az biraz bilge olanlara kötülük tohumu ekmiştir; bu yüzden insan elindekine şükretmeyip başkasınınkine gıpta eder. Sonuçta yaşamın bütün iyiliği, bütün zarafeti, bütün haysiyeti bozulup yok olur.

yürekten sevdiğim,

sana gene yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor, ya da bana karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.

kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor, çünkü hep bir arada olununca her şey hiç ayırt edilemeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor. yan yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek şeyler yakından bakınca kocamanlaşır. küçük tedirginlikler onlara yol açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir. yan yanalık dolayısıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyüsüyle yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. aşkım da öyle. zamanın aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden koparılman yetiyor. senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün gerçekliğiyle kendini gösteriyor: o, ruhumun bütün enerjisiyle yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. böylece yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor. araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve bütün nesnel ve öznel izlenimlerimizde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. ama aşk -feurbachvari insana aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil- sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor...

dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel. ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? senin tatlı çehrende sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.

hoşça kal canım. seni ve çocukları binlerce kere öperim.
senin, karl
manchester, 21 haziran, 1865

Go Premium

Support Quotewise while enjoying an ad-free experience and premium features.

View Plans
ve biliyorum nasıl bir anda çekilirmiş
ve sonra yanaklara yayılırmış kan,
korku ya da utancın sıkıştırmasıyla yüreği;
biliyorum nasıl çiçeklerin arasına gizlenirmiş yılan,
nasıl huzursuz bir uyur bir uyanırmış insan,
nasıl hasta olmasa da acı çekip ölürmüş;
biliyorum düşmanımın izini sürmeyi
ve korkmayı onu bulmaktan, biliyorum nasıl
sevdiğine dönüştüğünü aşığın;
biliyorum uzun ahlar ve kısa gülüşler arasında
halimin, arzumun, rengimin sık sık değiştiğini;
yaşadığımı, yüreğimden ayrı dururken ruhum;
biliyorum günde bin kez kendimi aldattığımı;
biliyorum, ateşimi izleyip kaçtığı her yerde,
uzakta yandığımı ve donduğumu yakında;
biliyorum nasıl kükrermiş aşk zihinde,
ve nasıl kovarmış oradan her düşünceyi,
biliyorum kaç yoldan yok edermiş yürek kendini;
biliyorum ne az ipin bağladığını
soylu bir ruhu, yalnız olduğunda
ve savunacak kimsesi yoksa;
biliyorum aşk'ın nasıl ok attığını ve nasıl uçtuğunu,
biliyorum nasıl kâh tehdit ettiğini, kâh vurduğunu,
nasıl zorla çaldığını ve nasıl ustaca aldığını,
nasıl değişken olduğunu çarklarının,
ellerinin silahlı, gözlerinin bağlı,
nasıl boş olduğunu vaatlerinin,
nasıl kemiğe işlediğini ateşinin
ve damarlarda yaşadığını gizli yaranın:
ondan doğar ölüm ve apaçık yangın.
kısacası, biliyorum neymiş kararsız zihin,
kesik kesik konuşma, sonra hemen sessizlik,
biraz tatlı pek çok acıyı dindirirmiş,
sonunda pelinle karışık bal kalırmış insana.
(aşkın utkusu ii, 154-187)

"İnsan bir varlıkta ancak kendi değiştirdiği şeylere sahip olabilir...

"Niye çalıştığını bilmeden günde on iki saat çalışan bir insan için, ne saygınlık, ne de gerçek bir yaşam mümkün değildir." Bu çalışma bir anlam kazanmalı, bir vatana dönüşmeliydi. (...)

Marksizm bir öğreti değil, bir iradedir; proletarya ve yandaşları - yani sizler - için, kendini tanıma, kendini olduğu gibi hissetme, olduğu gibi yenme iradesidir; haklı çıkmak için değil, kendinize ihanet etmeden yenmek için marksist olmalısınız. (...)

Ama marksizmde hem bir kaçınılmaz kader duygusu, hem de bir irade yüceltimi var. Kader ne zaman iradenin önüne geçse, ben kuşkulanmaya başlarım. (...)

Gebereceksek, hiç değilse insan olmak için geberelim. (...)

- Hangi siyasi inanç dünyanın acısını anlatabilir ki?
- Ben acıyı anlatmaktan çox azaltmayı yeğlerim. Sesiniz insanlık dolu. Acıyı huşu içinde seyretmekten ibaret insanlıktan hoşlanmam.
- Başka bir insanlık olduğundan emin misiniz Çen?
- Açıklaması zor... Başka, en azından sadece seyretmekten ibaret olmayan bir insanlık var... (...)

Ben Çin falan kurmak istemiyorum, dedi Suan, ben Çin olsun ya da olmasın, kendi safımdakileri kurtarmak istiyorum. Yoksulları. Ben onlar için ölmeyi, öldermeyi kabulleniyorum. Sadece onlar için... (...)

Bizimkiler için yapabileceğin en iyi şey, ölmeye karar vermektir. Hiçbir insan, bu kararı veren kadar etkili olamaz. (...)

Bir kadını anlayıp açıklamakla uğraşan düşüncede erotik bir şeyler vardır... Bir kadını tanımayı istemek, hep ona sahip olmanın ya da ondan intikam almanın bir biçimidir. (...)

Bir insanın içinde bulunduğu, nasıl desem, insanlık durumuna katlanması çok az rastlanan bir olaydır. (...)

Zaten insanlar belki de iktidarı umursamıyor. Bu düşüncede onları asıl büyüleyen, gerçek erk değil, o mevkinin sağlayacağı tatlı keyifler düşüdür. Kralın erki yönetmektir, değil mi? Ama insan yönetmek istemez: Sizin de dediğiniz gibi, baskı yaomak ister. İnsanlar dünyasında insandan fazla bir şey olmak ister. İnsanlık d

"Doğru adamla öteki arasındaki fark şudur: Toplum insanı, kendinden hiçbir özveri istemeyen gerçeğe kesin olarak bağlıdır; daha ileri gidemez; oysa benim düşündüğüm insan, gerçeğe, ancak feda olması gerektiğinde hizmet eder.
Onda beğendiğim gerçek aşkı, böyle bir gevşeklikle nasıl bağdaşır diyeceksiniz. Bu bulaşıcı aşk, yalancı mı? Hayır, saf ve temizdir; ama, adaletin sözcüsü olduğundan, çoğu kez "söylencesel" olmakla birlikte, sahte olmak istemez. Onun için gerçek ve adalet sözleri eşanlamlıdır; her ikisini de gelişigüzel kullanır. Tapındığı kutsal gerçek, herkesin hakkı olanı herkese eksiksiz tanımaktır. Kimseye zarar vermek istemediği için başkasına karşı da sahtelik etmediği gibi, kendisinin olmayanı kabul etmediği için kendi benliğine karşı da sahte değildir."

Loading...