ایوا : ویکتور میگوید که دیگر نمیتواند به خدا اعتقاد داشته باشد. زیرا خدا میگذارد که بچهها بمیرند، زنده در آتش بسوزند، تیر بخورند، یا دیوانه شوند. من سعی میکنم که برایش توضیح بدهم که بچهها با بزرگترها فرقی ندارند، چون آدمهای بزرگ هم هنوز بچه هستند، اما در لباس آدمهای بزرگ زندگی میکنند. از نظر من انسان موجود عظیمی است که در خیال نمیگنجد. همه چیز، از بالاترین تا پستترین چیزها در وجود اوست. همانطور که در زندگی هم هست. به نظر من انسان تصویری از خداست و همه چیز، همهی نیروهای عظیم در خدا جمع است. بعد، شیاطین و مقدسین و پیامبران و تاریکاندیشان و هنرمندان و بتشکنان آفریده شدهاند. همهی چیزها در کنار هم وجود دارند و در همدیگر تداخل میکنند. مثل تصویرهای بزرگی که مرتب در حال تغییرند، منظورم را میفهمید؟ به این ترتیب باید حقیقتهای بیشماری وجود داشته باشد. نه فقط یک حقیقت که ما آن را با حواس گنگ خود درک میکنیم، بلکه انبوهی از حقیقتها که در پیرامون و درون و برون ما حضور دارند. اعتقاد به هرنوع محدودیتی صرفا ناشی از ترس و تعصب است. حدی وجود ندارد. نه برای افکار و نه برای احساسات. اضطراب است که حدود را میسازد. شما اینطور فکر نمیکنید؟...در مورد مسیح هم همینطور است. او قوانین و حد و مرزها را با قوانین کاملا تازه که هرگز کسی چیزی درباره آن نشنیده است در هم میشکند : با عشق.تعجبی ندارد که چرا مردم متوحش و خشمگین بودند. درست به همان شکل که هرگاه دستخوش احساساتی عمیق میشوند، میهراسند و میگریزند و به خاطر نگرانی برای احساسات مرده و عواطف پژمردهشان خونِ دل میخورند
Swedish director and screenwriter (1918–2007)
Nu citesc ziare,nu ascult şi nici nu mă uit la pogramele de ştiri.Încet şi pe neobservate dispare cel mai credincios tovarăş din viaţa mea:anxietatea,moştenită atât de la mama cât şi de la tata,aşezată chiar în centrul identităţii mele,demonul şi în aceelaşi timp prietenul şi stimulatorul meu.Mi se antenuează nu numai suferinţa,angoasa şi sentimentul de umilire ireparabilă,dar mi se eclipsează şi estompează şi forţa propulsivă a creativităţii.
Aş fi putut rămâne un caz medical pentru tot restul vieţii mele.Existenţa îmi era aşa de plăcută în aceea stare de melancolie.Ea era ocrotită cu atâta delicateţe.Nimic nu mai este real,nimic nu mai are vreo importanţă,nimic nu mai este neliniştitor sau chinuitor.Mă mişc cu precauţie,reacţiile îmi sunt întârziate sau inexistente,sexualitatea încetează,viaţa este o elegie,un madrigal cântat de un cor,undeva departe,sub o boltă cu ecou,în timp ce ferestrele rotunde cu vitralii strălucesc şi spun poveşti care nu mă mai intereseză.
You complain that you cry out, and that God doesn't reply. You feel imprisoned and you're afraid that it is a life sentence... although no one has said anything. Consider then, that you are your own judge and your own gaoler. Prisoner, leave your prison! To your astonishment you will find that no one will stop you. The reality outside prison is indeed terrifying, but never as terrifying as your anguish down in that locked room. Take your first step towards freedom. It is not difficult. The second step is more difficult, but never allow yourself to be defeated by your gaolers who are only your own fear and your own pride.
Alexander: Ingen jävel har en tanke i huvet.
Oscar: Du måste vare rädd om mänskor, Alexander.
Alexander: Idiotar. Nästan allihop.
Oscar: Så småningom kommer du att förstå -
Alexander: Jag tror inte på det där snacket. “Så småningom kommer du att förstå.” Vilket förbannat så småningom? Jag ser klart. Mänskor är löjliga och jag tyckar illa om dem.
Helena: Är du ledsen för at du har blivit gammal, Isak?
Isak: Nej. Det verkar som om allting blir värre. Värre väder, värre mänskor, värre maskiner, värre krig. Gränserna sprängs och allt det outsägliga breder ut sig och kan aldrig mere hejdas. Då är det gott att vara död.
Helena: Du er en ruskig gammal värdsfötaktare, Isak, det har du alltid varit. Jag tror inte alls som du.
Isak: Nej, nej, gudskelov för det.
Helena: Det hindrar inte att jag vill gråta. Tycker du det är otrevligt om jag gråter en liten stund. (Jon försökar gråta.) Nej, min själ det går inte. Det blir ingenting. Jag får lov att drikka litet mer konjak.
PREMIUM FEATURE
Advanced Search Filters
Filter search results by source, date, and more with our premium search tools.
Most of all I miss working with Sven Nykvist, perhaps because we are both utterly captivated by the problems of light, the gentle, dangerous, dreamlike, living, dead, clear, misty, hot, violent, bare, sudden, dark, spring like, falling, straight, slanting, sensual, subdued, limited, poisonous, calming, pale light. Light.
Alexander: Ingen jävel har en tanke i huvet.
Oscar: Du måste vare rädd om mänskor, Alexander.
Alexander: Idiotar. Nästsn allihop.
Oscar: Så småningom kommer du att förstå -
Alexander: Jag tror inte på det där snacket. “Så småningom kommer du att förstå.” Vilket förbannat så småningom? Jag ser klart. Mänskor är löjliga och jag tyckar illa om dem.
Şövalye: - Benzerlerime, insanlara ilgisizliğim, onların düzeninden ayırdı beni. Şimdi bir hayaletler dünyasında yaşıyorum. Düşlerim, kuruntularım içre kapatılmışım.
Ölüm: - Yine de ölmek istemiyorsunuz.
Şövalye: - Hayır istiyorum.
Ölüm: - Ne bekliyorsunuz?
Şövalye: - Bilgi istiyorum.
Ölüm: - Dayanak mı istiyorsunuz?
Şövalye: - Adına ne derseniz dein. Tanrıyı duyularla kavramak, öyle amansızcasına anlaşılmaz bir şey mi? Ne diye yarım sözler ve görünmeyen mucizeler sisinde saklıyor kendini? Kendimize inancımız yokken, inananlara nasıl inanabiliriz? İnanmak isteyip de inanamayanların başına neler gelecek? Peki, ne inanmak isteyen ne de inanmaya gücü yetenler ne olacak? Tanrıyı neden öldüremem içimde? Ona kötü sözler söylerim, yüreğimden söküp fırlatmak isterim de, neden böyle ağrılar içinde, böyle aşağılanarak yaşar durur? Neden, her şeye karşın , silkip atamadığım şaşırtıcı bir gerçektir o? İşitiyor musunuz beni?
Ölüm: - Evet, işitiyorum.
Şövalye: - Bilgi istiyorum, inanç değil, varsayımlar değil, bilgi. Tanrı elini bana doğru uzatsın, kendini açığa vurup benimle konuşsun istiyorum.
Ölüm: - Ama sessiz durur o.
Şövalye: - Karanlıkta ona doğru haykırıyorum, ama sanki hiç kimse yok orada.
Ölüm: - Hiç kimse yok belki de.
Şövalye: - Yaşamak iğrenç bir korku öyleyse. Kimse ölümün karşısında her şeyin bir hiç olduğunu bile bile yaşayamaz.
Ölüm: - İnsanların çoğu ölüm ya da yaşamın boşluğu üzerine kafa yormaz ki.
Şövalye: - Ama bir gün yaşantının o son anına varıp, karanlığa doğru bakmak zorunda kalacaklar.
Ölüm: - O gün geldiğinde...
Şövalye: - Korku içindeyken bir görüntü yaratırız, sonra o görüntüye Tanrı deriz.