Showing quotes in randomized order to avoid selection bias. Click Popular for most popular quotes.
"KARŞIYAKALILARA NUTUK
(12 EKİM 1925)
İzmir. 12 (AA) - Sabah saat 1; muazzam tezahürat devam ediyor. Reisicumhur Hazretleri özel vapurlarla gelen Karşıyaka ve Göztepelilere hitaben aşağıdaki nutku irat buyurmuşlardır:
İzmir'in Karşıyakalıları! Sizi derin muhabbetle selamlarım. (Teşekkür ederiz, var ol sesleri.) Karşıyakalılar! Ben karşı yaka beri yaka bilmem. Ben İzmir'in tamamını tanırım. İzmir'in tamamını severim. (Alkışlar.) Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. (Vallahi Paşam, kurbanız Paşam sesleri.) Yalnız bir tesadüf beni Karşıyaka'ya daha ziyade bağlamıştır. Karşıyakalılar! Anam sizin sinenizde, sizin topraklarınızda yatıyor. (Sen sağ ol Paşam sesleri.)
Karşıyakalılar! İzmir'i gördüğüm gün evvela Karşıyaka'yı ve orada sizin sinenizde, sizin topraklarınızda yatan anamın mezarını gördüm. Hatırlar mısınız ne dedim? Aynen değilse bile mealen anamın kabrine, anamın Karşıyaka'daki topraklarına dedim ki, "Seni ben öldürmedim. Hatta Allah da öldürmedi. Seni öldüren, mazideki istibdat, sultanlar. halifelerdir." (Sen yaşa! Çok yaşa nidaları.)
Çok muhterem arkadaşlar! O zaman söz verdim ki, ifade ettim ki, anamı öldüren sultanlardan, halifelerden, istibdattan bu millet intikam alacaktır. Aldık mı arkadaşlar? (Sayende Paşam sesleri.)
Arkadaşlar! Aldığınız intikamın derecesi kafi değildir. Çok intikamcı olmanız lazımdır. Çok intikamcı olunuz. Düşmanlarınız çoktur.
Sevgili Karşıyakalılar! Hatta birbirinize çok dikkatli bakınız. Dost ve düşmanı ayırma alışkanlığını kazanmalısınız. Bütün bu sözlerden sonra tekrar birinci noktaya dönmek istiyorum, çocukluğumda bir şarkı işitmiştim. Derler ki, Karşıyaka İzmir'in gülüdür. Ben görüyorum, karşımda güller kokuyor. Arkadaşlar bu gülün temiz ve çok semavi rayihasını gönlümde bırakınız. Rahatsız olmayınız, gidiniz.
Paşa Hazretleri'nin nutukları sürekli bir surette alkışlandı. Bu esnada hazır bulunanlardan biri "Paşa Paşa lütfet, devam et" diye bağırdı. Muhterem Gazi'miz tekrar dönerek:
Arka
İşitmişsinizdir ki, hem meclis reisi ve hem heyeti vekile reisi nasıl olur. Yani bir şahsiyet iki makamın nasıl reisi olur? Dolayısıyla heyeti vekile reisini başlı başına serbest bırakalım. Meclis reisinin bunlarla hiçbir alaka ve münasebeti olmasın. Bu takdirde karşımızda bir heyet kabul ederiz ve onu istediğimiz gibi hırpalar, eleştirir, mesul ederiz. Efendiler, bu da olamaz. Çünkü, bu zihniyet eski şekillere alışmış olan zihniyetlerden başka bir şey değildir. O zaman bir meclis olursa, başında bir reis; bir heyeti vekile olursa, başında bir reis; yekdiğerinden ayrı iki parça halinde kalır. Mutlaka bu iki parçayı bir noktada birleştirmek lazımdır. Pekâlâ, o halde başka bir reis seçelim. Bu iki reisten başka bir reis seçelim. Seçelim... Fakat bu kimin reisidir? İcra kuvvetinin reisi midir? Evet dersek, o vakit bir hükümdar yaratmış oluruz ve bu hükümdarla heyeti vekile alakadar olur ve bunun karşısında da milletle alakadar meclistir. Hayır öyle olmasın... Meclisin reisi mi? Evet veyahut hayır... Şimdi incelenirse mademki heyeti vekile vekiller heyetinden başka bir mahiyettedir, mademki meclis hem kanun yapma ve hem icra salahiyetine sahip bir meclistir, o halde her ikisinin reisi olmak üzere bir makam lazımdır. Zira, bu makamları, kanun yapma ve icra makamlarını ayırdığımız zaman meclisin mahiyetini de değiştinniş ve bozmuş oluruz. Onun için her ikisinin üzerinde bir reis lazımdır. Fakat arz ettiğim gibi, ne reisicumhurdur, ne hükümdardır; esasen hiçbir salahiyeti yoktur. Bir bakımdan meclisin muamelesinin son bulduğunu işaret eden bir adamdır. Diğer taraftan meclisin görüşüne göre hareket edip etmediğini kontrol eder. Heyeti vekilenin kontrolörüdür. Bununla beraber, bu şeklin yapmış olduğu birlik, bir baş tasavvur ettirir ki, o baş şu adamın bu adamın başı değildir. Belki o baş, o meclisin manevi şahsiyetinin başıdır. Belki o baş, bütün milletin manevi mevcudiyetinin başıdır. İşte bizim muhtaç olduğumuz baş, arkadaşlar, böyle bir baştır ve biz öyle bir başa sahibi
Atatürk, farklı bilim alanlarında derlenen terimleri denetleyecek durumda değildi. Hazırlanan uzun listeleri gözden geçiremezdi. Buna zamanı yetişmezdi. Yalnız riyaziye komisyonunun terimlerini kendi denetimi altına almıştı. Terimleri birer birer tartışarak Türkçe yazı kurallarıyla belirlenmesine çalışmıştı. Tabii ilk terim 'riyaziye'ydi. Komisyonun listesinde bu terime bir karşılık bulunmamıştı. Atatürk komisyona 'riyaziyat' teriminin nereden geldiğini, anlamını sormuş, cevap olarak kendisine 'riyaziyat'ın 'riyaziyat'tan geldiği, bunun sofuların sıkı perhizi anlamına geldiği söylenmişti. Bunun üzerine Atatürk terimin Batı'daki karşılığını sormuş, kendisine Fransızcada 'mathèmatiques', İngilizcede 'mathematics', Almancada 'Mathematik' olduğu söylenmişti. Bu kez Batı'daki bu terimlerin anlamını sormuştu. Kendisine 'sayılabilen, ölçülebilen şeylerin sayılması, ölçülmesi yollarını araştıran ilimler' anlamına geldiği söylenmişti. Bu cevabı alınca Atatürk kararını vermişti: 'Burada sofuların perhizlerinin işi yoktur. Bu terimin Türkçesi matematik'tir, efendim' sözleriyle görüşmeyi sonlandırmıştı.
Yine Teşkilatı Esasiye Kanunu'nda bir madde görürüz ki, o maddede üç mevcudiyet söz konusudur. Meclisten bahsolunuyor ve meclisin seçtiği bir riyaset makamından bahsolunuyor ve yine meclisin seçtiği vekillerden meydana gelen bir heyeti vekileden bahsolunuyor. Ve bunlar arasında şöyle bir münasebet vardır: Meclis reisi meclisin kanunlarına imza koyar. Bu demek değildir ki, reis, meclisin çıkardığı kanunları tasdik eder. Yani meclis reisinin tasdik işareti olmadan o kanun katiyet kazanamaz fikri katiyen hatıra gelmemelidir. Böyle bir şey yoktur. Meclis kanunu yapar ve yaptım dediği gün kanun olmuştur. Reisin oraya imza koyması, meclisçe muamelesinin tamam olmuş olmasından başka bir şeye işaret etmez. Çünkü meclisin yapacağı kanunun tasdiki sıfatını bir adama vermek demek, milli hakimiyeti kökünden yıkmak demektir. Zaten padişahların ve halifelerin şimdiye kadar sahip okluğu en müthiş ve tehlikeli hak ne idi? Kanunları tasdik etmekti. Bizim usulümüzde ise hiç kimsenin meclisten çıkan kanunu tasdik etmeye salahiyeti yoktur; tasdik etmezse bir şey olmaz. Çünkü o sadece bir işaretten ibarettir. Yine o maddede bir hak görürüz ki, meclis reisi, heyeti vekile kararlarını tasdik eder; birisinde imza koyar, heyeti vekileninkini de tasdik eder. Bu da münakaşaya açık olan bir ifadedir. Yani meclis reisi, heyeti vekile kararlarını tasdik ettikçe heyeti vekilenin mesuliyeti kalkmış olabilir. Hayır efendiler, meclis reisi, heyeti vekilenin mesuliyetine iştirak etmez. Meclis reisinin heyeti vekile kararlarına imza koyması iki bakımdan lüzumludur.
My people are going to learn the principles of democracy the dictates of truth and the teachings of science. Superstition must go. Let them worship as they will, every man can follow his own conscience provided it does not interfere with sane reason or bid him act against the liberty of his fellow men.
Tam bağımsızlık, bizim bugün üstlendiğimiz görevin özüdür. Bu görev, bütün ulusa ve tarihe karşı üstlenilmiştir. Bu görevi üstlenirken, uygulanabilirliği hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat sonuçta vardığımız düşünce ve inanç, bunda başarılı olabileceğimizdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden öncekilerin yaptıkları yanlışlar yüzünden, ulusumuz sözde var sanılan bağımsızlığına gerçekte sahip değildi. Şimdiye kadar Türkiye'yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler akla gelebilirse, hep bu yanlışlıktan ve hep bu yanlışlığa boyun eğmekten doğmaktadır. Bu yanlışlığa boyun eğmenin sonucu, mutlaka, ülke ve ulusun bütün saygınlığını ve bütün yaşama yeteneğini kaybetmesine ve ondan yoksun kalmasına yol açabilir. Biz, yaşamak isteyen, saygınlık ve onuruyla yaşamak isteyen bir ulusuz. Bir yanlışlığa boyun eğmek yüzünden bu niteliklerden yoksun kalmaya dayanamayız. Bilgin ya da cahil, ulusumuzun istinasız tüm bireyleri, belki içinde bulunduğu güçlüklerin tamamen farkına varmaksızın, bugün yalnız bir amaç etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O amaç, tam bağımsızlığımızın elde edilmesi ve devam ettirilmesidir.
PREMIUM FEATURE
Advanced Search Filters
Filter search results by source, date, and more with our premium search tools.
Arkadaşlar, asırlardan beri miras alınagelen zihniyetleri, âdetleri ve ananeleri kökünden çıkarıp atabilmek için, itiraf etmelidir ki, kolay bir şey değildir: müşkül bir meseledir. Mesela, ben kendimden bahsedeyim. Benim merhum anam beni terbiye ederken bana derdi ki, padişahta ve halifede yedi evliya kuvveti var. Ben zaten evliyanın ne olduğunu, büyük ve üzeri yeşil örtülü birtakım mezarlara bakaraktan çıkarmak istiyordum. Her halde büyük bir şey, manevi, semavi bir şey gibi hatırıma gelirdi. Ve bunun yedi tanesinin kuvvetine sahip olan insan ne olacaktı? Müthiş bir şey! Ve böyle bir büyüklük korkusunun ve büyüklük timsalinin hakkında söz söylemek de günahtır. Annemin de bana vermiş olduğu terbiye bu idi. Ve hiç şüphe etmem ki, çoğumuzun aldığı terbiye budur. Annemin de kahabati yoktur. Çünkü ona da annesi aynı terbiyeyi vermiş. Onun da kabahati yoktur; ona da annesi aynı terbiyeyi vermiştir. Arzu ederseniz hanımefendiler, bu noktada sorduğunuz soruya cevap vereceğim.
Arkadaşlar, Yaradan, insanları iki cins olarak yaratmıştır. Fakat bu cinsleri yekdiğerinin lazımı ve melzumu olmak üzere yaratmıştır. Bunlar ayrı ayrı hiçbir şey değildir. Fakat birlik halinde bir şeydir; çok büyük bir şeydir. Bütün insanlığın devam edebilmesinin kaynağıdır. Hazreti Âdem ile Hazreti Havva'nın nasıl yaratıldığına dair olan teoriler birbirine uymaz. Ben onlardan bahsetmek istemem. Yalnız, herhangi bir başlangıç kabul edildikten sonraki insanlık safhalarında her ne görürseniz kadının eseridir. Ben annemden aldığım terbiye ile belki hayatımın çok senelerini evham içinde geçirdim. O vehmedilen makama karşı, vehmedilen şahsa karşı çok ibadet ettim, çok dua ettim. Eğer annem bana böyle yanlış bir terbiye vermemiş olsaydı, belki çok zaman evvel başka türlü de düşünürdüm ve benim gibi herkes de başka türlü düşünürdü ve bu felaketlere uğramazdık.
Arkadaşlar, bu birlik teşkil eden mevcudiyet hakikatte birtakım vasıfların ve şartların mevcudiyetini gerektirir ve karşılıklı olmasını gerektirir.