Her şeyde, en iyi olan ve insanın kendi gücüne uygun olan aranmalıdır. İnsan, yüreklilik göstermeli ve tehlikeyi göze alabilmelidir. İnsan, yeni bir girişimde özel bir zevk duyar, gücünü ve değerini anlar. O zaman kendi değerini daha iyi anlar ve başkalarına daha iyi takdir ettirir. Tek başına kalınca, kendi güçsüzlüğünün acısını çeker.

DİYARBEKİR HALKEVİ MUSİKİ ŞEFİ CELAL BEY'E

(8 EYLÜL 1932)

Diyarbekir'e ait topladığı halk türkülerini gramofonda okumak üzere İstanbul'a giden Diyarbekir Halkevi Musiki Şefi sanatkar Celal Bey, Aziz Fahri Hemşehrimizi Dolmahahçe Sarayı'nda ziyaret etmiş ve iltifatlarına mazhar olmuşlardır. Büyük Kurtarıcı 'mız Diyarbekirli hemşehrilerinin hallerini sorduktan sonra bu gencin dilinden yüksek ruhunun coşkun ve ölümsüz kaynaklarından akıp gelen bu veciz hitabeyi irat buyurmuşlardır:

Ben Türk elinin kahraman bir bucağındanım. Yazık ki oraya Bekir diyarı diyorlar, fakat özünde Türk diyarı idi. Bekir sonradan ona ad olmuş. Fakat biz öz diyarımızın ne olduğunu biliriz. Bizim diyarımız Oğuz Türk'ün has konağıdır. Biz de bu yüce konağın çocuklarıyız.

Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya çalıştık ve anlatıp duruyoruz ki: Türk eli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk'tür ve her yanı aydınlatan Türk'ün yüzüdür.

Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.

Bizim yeni işimiz budur.

Bu damarlar birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey hakikat olacak, çünkü hakikattir. Bu dediğim şey olduğu zaman başka bir âlem görülecek ve bu âlem dünyaya hayret verecek, nur ve feyzini insanlığa saçacaktır. Hakikat güneşi durmaz, daima yükselecek, Türk'ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.

Bu karmakarışık işlerin içinden çıkıp yükselebilmek için bize dirilik gerektir. Birlik onunla beraber yürür. Diri yalnız Türk milletidir, birliği ortaya koyan da Türk'tür, dirliğin ne olduğunu anlatan da Türk'tür, çalışalım.

Bilirsiniz ki, bunu hepimiz okuduk ve senelerce okudum, hâlâ öğrenemedim. Ve ben mi öğrenemedim? Medreselerde okuyanlar da çok iyi bildiklerini iddia edemezler. Halbuki maksat yalnız lisan öğrenmek değildir. Belki din ilimlerine ait araştırmalarda bulunabilmek için Arapça bilmek zaruretinden dolayı o lisanı öğrenmiş bulunuyor. Fakat o kitaplar Türkçe bulunsaydı, bence hiç Arapça öğrenmeye ihtiyaç olmayacaktı. Hatta dini araştırmalarda bulunabilmek için Fransızca bilmek lazımdır, İngilizce bilmek lazımdır, Almanca bilmek lazımdır.

Ne zaman ki ahlakımız bozularak fedakârlık ve mertlik damarlamız gevşedi, fetih düşüncesi söndü, milletin şanını yükseltme amacı yerine kişisel yarar sağlama ve can derdi belasına düştük; işte bunun üzerine yenilgiden yenilgiye, felaketten felakete sürüklendik, çeşitli yoksulluk ve yoksunluklara mahkûm edildik.

Enhance Your Quote Experience

Enjoy ad-free browsing, unlimited collections, and advanced search features with Premium.

"Efendiler" dedim, "egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik, saltanat, kuvvetle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı. Bu zorbalıklarını altı yüzyıl sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Ulusu bu saldırganların hadlerini bildirerek, egemenlik ve saltanatını, ayaklanarak, kendi eline gerçekten almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir. Söz konusu olan, ulusa saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, zaten oldubitti haline gelmiş bir gerçeği ifadeden ibarettir. Bu, kesinlikle olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal karşılarsa, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, yöntemine uygun olarak ifade olunacaktır. Fakat, ihtimal bazı kafalar kesilecektir."

Ulusumuzun esas çıkarlarında yabancıların bizce hiç önemi yoktur. Biz, hareket çizgimizi yabancıların dedikodusuna uydurmak zayıflığını kabul etmeyenlerdeniz. İç ve dış durumları bütün açıklığıyla biliyoruz. Attığımız adım rastlantı sonucu değil, derin düşüncelere ve sağlam temellere ve bütün ulusun düzenli örgüte bağlı gerçek kuvvetine; kararlılığına ve iradesine dayanmaktadır. Ulus, egemenliğini tam anlamıyla bütün dünyaya tanıttırmaya kesin karar vermiştir.

Dolayısıyla, biz her araçtan, yalnız ve ancak bir bakış açısından yararlanırız. O bakış açısı şudur: Türk ulusunu, uygar dünyada hak ettiği yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha çok güçlendirmek... ve bunun için de zorbalık düşüncesini öldürmek...