Ahlak felsefesinde, onlar da bizim bilginlerimizle aynı sorunlar üzerinde durmaktadırlar. Onlar da gerek insanın ruhunda ve bedeninde, gerek dış dünyada onu mutlu edebilecek şeyleri ararlar. Onlar da şunu sormaktadırlar kendi kendilerine: Acaba iyi dediğimiz şey hem ruhun, hem bedenin isteklerini mi karşılar, yoksa yalnız ruhun isteklerini mi? Onlar da erdem ve zevk üstüne tartışırlar. Ama asıl tartıştıkları sorun, insan mutluluğunun bir yek ya da birçok koşulunu aramaktır.
Reference Quote
ShuffleSimilar Quotes
Quote search results. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.
Çevremizde her şey değişir. Kendimiz de değişiriz ve kimse bugün sevdiğini yarın da seveceğinden emin olamaz. Böylece şu dünyayla ilgili mutluluk tasarılarımız hep ham düşlemlerdir. Gönül rahatına kavuştuğumuz zaman, zevkine varalım; kendi kusurumuzla onu kaçırmayalım; ama onu bağlamayı düşünmek de bir çılgınlıktır. Mutlu olan az kişi gördüm, belki de görmedim; ama, gönlü hoşnut kimselere sık sık rastlarım. Mutluluğumun dış belirtileri yoktur; onu keşfetmek için mutlu insanın yüreğindekini görebilmeli.
Yaşlandığımızda mutlu olabilmek için, yaşam boyunca zihnimize eşlik edenlere kendimizi alıştırmamız gerekir, böylelikle her şeyden sırası geldiğinde mutlu oluruz. Sadece zevk adamı olan biri ileri yaşlarda acınacak duruma düşer; köle gibi çalışan da biraz daha iyi olsa bile aynı durumdadır. Doğa felsefesi, matematik ve mekanik bilimleri insanı dingin bir keyfe götüren daimi kaynaklardır ve rahiplerin kasvetli dogmalarına, boş inançlara rağmen bu konularla uğraşmak, gerçek dinle uğraşmaktır; bunlar insana Yaratıcı'yı tanımayı ve ona hayranlık duymayı öğretir, zira yaratılıştaki bilim ilkeleri değişmez ve ilahi bir kökene sahiptir.
Unlimited Quote Collections
Organize your favorite quotes without limits. Create themed collections for every occasion with Premium.
Peki, insanın bilgeliğinin ya da gerçek mutluluğun yolu nedir? Bu yol, özellikle arzularımızı azaltmak değildir, çünkü bu arzular gücümüzün altında kalsaydı, yetilerimizin bir bölümü etkisiz kalırdı ve tüm varlığımızdan yararlanamazdık. Bu yol, yetilerimizi artırmak da değildir; çünkü arzularımız daha büyük ölçüde artsaydı, yetilerimizden yana daha yoksul olurduk: Ama bu yol, arzularımızın yetilerimizden aşırı olmasını önlemek ve güçle iradeyi tam bir dengede tutmak demektir. İşte ancak o zaman, tüm güçler etkin oldukları için, ruh huzura kavuşacak ve insan kendini derli toplu bulacaktır.
Doğal sayılabilecek ortalama tutkular vardır, örneğin vatan sevgisi, çocuklara, ana babaya ve dostlara duyulan şefkat. Sıradan insan bütün bunlara çok önem verir. Ama azizler bu tür duyguları ya ruhlarından söküp atmaya ya da ruhun ruhun en üst köşesine yükseltmeye çalışır; amaçları babalarını babaları değilmiş gibi sevmektir, sonuçta babanın can verdiği sadece beden değil de nedir?
Ruhun tümüyle dayanabileceği, geçmişi anımsamaksızın ve geleceğe el uzatmaksızın bütün benliğini toplayabileceği; zamanı hiçe sayabileceği; var olmaktan başka, yoksulluk hazzına da, zevkin ve üzüntünün, isteğin ve korkunun gereksinime duyulamayacağı bir durum varsa, bu durum sürdükçe herkes, yaşamın eğlencelerinde bulunan eksik, yoksul ve görece bir mutluluğa değil de ruhta doldurmak gereği duyulan hiçbir boşluk bırakmayan olgunlaşmış ve yetkin bir mutluluğa kavuştuğunu söyleyebilir.
Böyle bir durumda neden zevk alınır? Sanırım dışımızdan, kendimizden başka, yaşamımızdan başka şeylerden değil; insan yaşadıkça, Tanrı gibi, kendine yeter. Herhangi bir bağı olmayan yaşama duygusu, değeril bir hoşnutluk ve erinçlik duygusudur; boyuna aklımızı çelen, yaşamın tadını kaçıran kösnül ve maddesel duygulardan sıyrılmasını bilenler için, güzel ve tatlıdır. Ama, ardı arkası gelmez tutkularla çalkalanan insanların çoğu bu ruh durumunu bilmez; a da o denli az bilir ki tadına varamazlar. Dahası, bu tatlı kendinden geçmeleri isteyerek, gereksinimleri durmaksızın değişen yaşamdan iğrenmeleri, bugünkü koşullarda doğru değildir. Ama toplumdan dışlanan ve yeryüzünde ne kendisine ne de başkalarına yarayacak bir şey yapabilen bir mutsuz, talihin ve benzerlerinin elinden alamayacağı bir tür mutluluk bulur.
Susan Blackmore: Filozofların rolünden bahsettin, sence filozofların bundaki yeri ne veya bu noktada bugüne kadar nasıl bir rol oynadılar?
Francis Crick: Filozoflarla alakalı bir sürü espri yapılır, burada onları yapmayacağım. İşin özü, filozoflar güzel sorular sorsalar da cevapları gösterecek teknikten yoksunlar. O nedenle tartışmalarına çok da rağbet etmemek lazım. Nasıl bir ilerleme katettiklerini sorarak da cevaplayabiliriz bu soruyu. Örneğin atomun mahiyeti gibi, zamanında felsefi addedilen birçok sorun artık fiziğin bir parçası haline geldi. Bazıları, filozofların esas amacının, çözülemeyen sorunlarla uğraşmak olduğunu öne sürse de, sorunlar nihayetinde çözüme ulaşıyor ve bu da bilimsel bir yolla gerçekleşiyor. Bir filozofun bir sorunu çözmede başarıya ulaştığı kaç tane örnek var diye soracak olursanız, bildiğim kadarıyla hiçbir örnek yok.
Temelde filozofların kullandıkları esas teknik, düşünce deneyidir ve burada sonsuz tartışmalar yürütebilirsiniz. Mesela John Searle'ün Çince odasını ele alalım. Bence burada da aynı dezavantajlar söz konusu. Bu düşünce deneyine göre, yalnızca sentaks işini görebilen bir sistemin semantik işini görmesi mümkün değildir. Bunu söylediğinde artık ileri doğru atılacak bir adım kalmıyor ve zaten herhangi bir şekilde kanıtlamış da olmuyorsun. Bunun tek istisnası iki örnektir ki o da normalde filozof olarak addedilmeyen, filozoflar gibi de düşünmeyen ama eşitlikler ve görsel imgeler üzerinden düşünen biri tarafından, yani Einstein tarafından gerçekleştirildi.
Loading...