Ruhun tümüyle dayanabileceği, geçmişi anımsamaksızın ve geleceğe el uzatmaksızın bütün benliğini toplayabileceği; zamanı hiçe sayabileceği; var olmaktan başka, yoksulluk hazzına da, zevkin ve üzüntünün, isteğin ve korkunun gereksinime duyulamayacağı bir durum varsa, bu durum sürdükçe herkes, yaşamın eğlencelerinde bulunan eksik, yoksul ve görece bir mutluluğa değil de ruhta doldurmak gereği duyulan hiçbir boşluk bırakmayan olgunlaşmış ve yetkin bir mutluluğa kavuştuğunu söyleyebilir.
Böyle bir durumda neden zevk alınır? Sanırım dışımızdan, kendimizden başka, yaşamımızdan başka şeylerden değil; insan yaşadıkça, Tanrı gibi, kendine yeter. Herhangi bir bağı olmayan yaşama duygusu, değeril bir hoşnutluk ve erinçlik duygusudur; boyuna aklımızı çelen, yaşamın tadını kaçıran kösnül ve maddesel duygulardan sıyrılmasını bilenler için, güzel ve tatlıdır. Ama, ardı arkası gelmez tutkularla çalkalanan insanların çoğu bu ruh durumunu bilmez; a da o denli az bilir ki tadına varamazlar. Dahası, bu tatlı kendinden geçmeleri isteyerek, gereksinimleri durmaksızın değişen yaşamdan iğrenmeleri, bugünkü koşullarda doğru değildir. Ama toplumdan dışlanan ve yeryüzünde ne kendisine ne de başkalarına yarayacak bir şey yapabilen bir mutsuz, talihin ve benzerlerinin elinden alamayacağı bir tür mutluluk bulur.
Reference Quote
ShuffleSimilar Quotes
Quote search results. More quotes will automatically load as you scroll down, or you can use the load more buttons.
Çevremizde her şey değişir. Kendimiz de değişiriz ve kimse bugün sevdiğini yarın da seveceğinden emin olamaz. Böylece şu dünyayla ilgili mutluluk tasarılarımız hep ham düşlemlerdir. Gönül rahatına kavuştuğumuz zaman, zevkine varalım; kendi kusurumuzla onu kaçırmayalım; ama onu bağlamayı düşünmek de bir çılgınlıktır. Mutlu olan az kişi gördüm, belki de görmedim; ama, gönlü hoşnut kimselere sık sık rastlarım. Mutluluğumun dış belirtileri yoktur; onu keşfetmek için mutlu insanın yüreğindekini görebilmeli.
Yaşlandığımızda mutlu olabilmek için, yaşam boyunca zihnimize eşlik edenlere kendimizi alıştırmamız gerekir, böylelikle her şeyden sırası geldiğinde mutlu oluruz. Sadece zevk adamı olan biri ileri yaşlarda acınacak duruma düşer; köle gibi çalışan da biraz daha iyi olsa bile aynı durumdadır. Doğa felsefesi, matematik ve mekanik bilimleri insanı dingin bir keyfe götüren daimi kaynaklardır ve rahiplerin kasvetli dogmalarına, boş inançlara rağmen bu konularla uğraşmak, gerçek dinle uğraşmaktır; bunlar insana Yaratıcı'yı tanımayı ve ona hayranlık duymayı öğretir, zira yaratılıştaki bilim ilkeleri değişmez ve ilahi bir kökene sahiptir.
Works in ChatGPT, Claude, or Any AI
Add semantic quote search to your AI assistant via MCP. One command setup.
"Yeryüzünde her şey, kesintisiz bir akış halindedir. Hiçbir şey kesin bir biçim almaz ve gözle görülür şeylere bağlanan sevgimiz de, doğallıkla onlarla geçer ya da değişir. Ya arkamızda kalan ya da önden giden bu sevgilerimiz, kimileyin çoğunlukla gerçekleşmeyen geleceği bildirir; bunlarda, gönlümüzün bağlanacağı sağlam bir nesne yok. Onun içindir ki yeryüzünde ancak geçici zevklerle oyalanabiliriz,; sürekli mutluluğun tatlılığına pek inanmam. En derin hazlarımızda bile "Şu anın tükenmez olmasını isterim," diyebileceğimiz dakikalarya var ya yoktur. Öncesinin özlemini ve sonrasının isteğini çektirip yüreğimizde boşluk ve kaygı bırakan geçici ruh durumuna nasıl mutluluk diyebiliriz."
Yalnızlık köşesinde düşünme, doğanın incelenmesi, evreni gözlemleme, yalnız yaşayan bir insanı, her zaman, nesnelere ve yaratana doğru atılmaya, her gördüğünün amacını, her duyduğunun nedenini tatlı bir kaygıyla araştırmaya iter. Talih beni yeniden dünya kasırgasına yuvarlayınca, yüreğimi oyalayacak hiçbir şey bulamadım. Boş zamanlarımın tatlı anısı, elimin altında bulanan ve beni yüksek görevlere, servete götürebilecek araçlara karşı ilgisizliğe yöneltti; bunlardan nefret bile ettirdi. Karmaşık isteklerimin kararsızlığı içinde az umdum ve daha az kazandım; ama, umutla yaşadığım günlerde bile, aradığımı sandıklarımın hepsine kavuşsam da yüreğimin ne olduğunu bilmeksizin susadığı mutluluğu bulamayacağımı duyumsadım. Böylelikle, beni dünyadan bezdiren yıkımlarımdan önce de, her şey beni bu dünyanın ilgilerinden sıyrılmaya itiyordu. Yoksullukla zenginlik, bilgelikle sapkınlık arasında bocalayarak, yüreğimde hiçbir kötü eğilim bulunmadığı halde, alışkanlıktan ileri gelmiş kötü huylar taşıyarak, aklımın koyduğu ilkelere dayanmaksızın gelişigüzel yaşayarak, görevlerimi aşağı görmeksizin unutarak, ama çoğu kez onları kestiremeyerek kırk yaşıma geldim.
Peki, insanın bilgeliğinin ya da gerçek mutluluğun yolu nedir? Bu yol, özellikle arzularımızı azaltmak değildir, çünkü bu arzular gücümüzün altında kalsaydı, yetilerimizin bir bölümü etkisiz kalırdı ve tüm varlığımızdan yararlanamazdık. Bu yol, yetilerimizi artırmak da değildir; çünkü arzularımız daha büyük ölçüde artsaydı, yetilerimizden yana daha yoksul olurduk: Ama bu yol, arzularımızın yetilerimizden aşırı olmasını önlemek ve güçle iradeyi tam bir dengede tutmak demektir. İşte ancak o zaman, tüm güçler etkin oldukları için, ruh huzura kavuşacak ve insan kendini derli toplu bulacaktır.
Gereksinimlerime dokunan her kaygı beni hüzünlendirir, düşüncelerimi bozar; öyle ki beynimin çalışmasından, ancak benliğimin çıkarlarını gözden uzaklaştırmakla zevk aldım.
Nefsimin çıkarlarını ilgilendiren, kişisel denebilecek hiçbir şey, ruhumu gerçek anlamda kaplayamaz. Ancak kendimi unuttuğum anlardadır ki, tatlı düşlemlerime dalarım. İnsanların arasında erimekte, bütün doğayla bir olmakta, tanımlanamaz bir ruh esirmesi duyarım. İnsanlar benim kardeşlerim oldukları sürece, dünyasal mutluluklar tasarlamaya başlardım; bu düşüceler bir 'bütün' e bağlı bulunduklarına göre, herkesin mutluluğundan ben de mutlu olabilirdim; kardeilerimin kendi mutluluklarını benim düşkünlüğümde aradıklarını gördüğümden beridir ki, gönlüm özel, bana özgü bir mutluluk düşüncesini benimsemiştir. İşte o zaman onlardan nefret etmemek için, kaçmam gerekti ve ortak anamıza sığınarak, onun kolları arasında çocuklarının saldırılarından korunmaya çalıştım. Yalnız bir adam, daha doğrusu onların dediği gibi, toplum yaşamından kaçan ve insan düşmanı bir adam oldum; çünkü en korkunç yalnızlık bile, bana kötülerin, aldatma ve düşmanlıktan başka şeyle beslenmeyen ilgisinden daha yeğ gelir.
(...)mimarlığın, kendilerini bütünüyle ve ateşli bir biçimde ona adayanlara bir tür mutluluk getireceğini, düşüncenin doğum sancılarından ve ışıltılı dünyaya gelişinden doğan o kendinden geçmeye benzer duyguyu yaşatacağını sezemediler. Buluşun, yaratıcılığın gücüdür bu ve insana içindeki en saf şeyleri verme olanağını sağlar.
Her şeyde, en iyi olan ve insanın kendi gücüne uygun olan aranmalıdır. İnsan, yüreklilik göstermeli ve tehlikeyi göze alabilmelidir. İnsan, yeni bir girişimde özel bir zevk duyar, gücünü ve değerini anlar. O zaman kendi değerini daha iyi anlar ve başkalarına daha iyi takdir ettirir. Tek başına kalınca, kendi güçsüzlüğünün acısını çeker.
Enhance Your Quote Experience
Enjoy ad-free browsing, unlimited collections, and advanced search features with Premium.
Ahlak felsefesinde, onlar da bizim bilginlerimizle aynı sorunlar üzerinde durmaktadırlar. Onlar da gerek insanın ruhunda ve bedeninde, gerek dış dünyada onu mutlu edebilecek şeyleri ararlar. Onlar da şunu sormaktadırlar kendi kendilerine: Acaba iyi dediğimiz şey hem ruhun, hem bedenin isteklerini mi karşılar, yoksa yalnız ruhun isteklerini mi? Onlar da erdem ve zevk üstüne tartışırlar. Ama asıl tartıştıkları sorun, insan mutluluğunun bir yek ya da birçok koşulunu aramaktır.
Bu, doğal olarak dünyadan yalıtılmış, her şeyin bana güzel tablolar olarak göründüğü, rada yaşayan birkaç kişinin benim sürekli ilgimi çekecek denli çekici olmaksızın içten bir topluluk oluşturdukları ve bütün gün engelsiz, hiçbir güçlüğe uğramadan, istediğim gibi davranabildiğim ya da kendimi tembelliğe bırakabildiğim bir ıssız ve bereketli adada, daha iyi, daha hoş düşlemlere dalınabiliyordu.
...Toplumsal yaşamın doğurduğu bütün dünya tutkularından kurtulan ruhum, bu havanın üstüne yükselmeye koyulur ve yakında katılacağını umduğu ölümsüz ruha, daha önceden karışır. Bilirim ki insanlar, beni bırakmak istemedikleri böyle hoç bir sığınağa bir daha sokmamaya çalışırlar. Ama her gün imgelemimin kanatları üstünde gidip hala oradaymışım gibi zevk almama engel olamazlar. Orada yapacağım en tatlı şey istediğim gibi düşleme dalmaktır. Orada olduğumu düşlemekle aynı şeyi yapmıyor muyum? Daha ileri gidiyorum: Değişmez, soyut bir düşleme, onu canlandıran betimlemeler de katıyorum. Kendimden geçtiğim sıralarda o betimlemelerin anlamını anlayamazken, düşlemlerim derinleştikçe, daha renkli görüyorlar. Dahası, onların içinde, gerçekten bulunduğum zamandan daa çok bulunuyorum.
Loading more quotes...
Loading...