gönlümüzde kaygılar, kollarımızda boşluk,
geçici zevkler ve bitmek bilmez dert,
kışın güller, yaz ortasında buz,
belirsiz umut önümüzde ve kısa süren sevinç,
pişmanlık ve elem, ardımızda bıraktığımız
(aşkın utkusu iii, 115-119)

For everything I've suffered, all for love, and will still suffer till she heals my heart, that one who wounded him, a rebel to all mercy, who still can make him yearn, there shall be vengeance; that's if pride and anger don't act to lock humility from showing that lovely way that leads to her.

It's true your smile, mild and full of peace, retains the power to calm my passion down and free me from the flames that torture me while I'm intent and fixed on watching you; but then my spirits are transformed to ice because we part and those two fatal stars direct their movements elsewhere, leaving me.

ve biliyorum nasıl bir anda çekilirmiş
ve sonra yanaklara yayılırmış kan,
korku ya da utancın sıkıştırmasıyla yüreği;
biliyorum nasıl çiçeklerin arasına gizlenirmiş yılan,
nasıl huzursuz bir uyur bir uyanırmış insan,
nasıl hasta olmasa da acı çekip ölürmüş;
biliyorum düşmanımın izini sürmeyi
ve korkmayı onu bulmaktan, biliyorum nasıl
sevdiğine dönüştüğünü aşığın;
biliyorum uzun ahlar ve kısa gülüşler arasında
halimin, arzumun, rengimin sık sık değiştiğini;
yaşadığımı, yüreğimden ayrı dururken ruhum;
biliyorum günde bin kez kendimi aldattığımı;
biliyorum, ateşimi izleyip kaçtığı her yerde,
uzakta yandığımı ve donduğumu yakında;
biliyorum nasıl kükrermiş aşk zihinde,
ve nasıl kovarmış oradan her düşünceyi,
biliyorum kaç yoldan yok edermiş yürek kendini;
biliyorum ne az ipin bağladığını
soylu bir ruhu, yalnız olduğunda
ve savunacak kimsesi yoksa;
biliyorum aşk'ın nasıl ok attığını ve nasıl uçtuğunu,
biliyorum nasıl kâh tehdit ettiğini, kâh vurduğunu,
nasıl zorla çaldığını ve nasıl ustaca aldığını,
nasıl değişken olduğunu çarklarının,
ellerinin silahlı, gözlerinin bağlı,
nasıl boş olduğunu vaatlerinin,
nasıl kemiğe işlediğini ateşinin
ve damarlarda yaşadığını gizli yaranın:
ondan doğar ölüm ve apaçık yangın.
kısacası, biliyorum neymiş kararsız zihin,
kesik kesik konuşma, sonra hemen sessizlik,
biraz tatlı pek çok acıyı dindirirmiş,
sonunda pelinle karışık bal kalırmış insana.
(aşkın utkusu ii, 154-187)

I had got this far, and was thinking of what to say next, and as my habit is, I was pricking the paper idly with my pen. And I thought how, between one dip of the pen and the next, time goes on, and I hurry, drive myself, and speed toward death. We are always dying. I while I write, you while you read, and others while they listen or stop their ears, they are all dying.

Vol schaamte dat ik niet genoeg liet horen
over uw schoonheid, vrouwe, denk ik weer
hoe zij mij zozeer trof, die eerste keer,
dat mij geen ander ooit nog zal bekoren.

Maar u te loven is mij niet beschoren:
te ontoereikend blijkt mijn ganzenveer.
Mijn hersens lijken, als ik het probeer,
verlamd te zijn en in ontzag bevroren.

Vaak ving ik aan te zingen, maar moest zwijgen
omdat mijn krachten mij begaven, want
welk stemgeluid kan tot uw hoogte stijgen?

Vaak wilde ik een lofdicht op u maken,
maar schroom heeft steeds mijn pen, mijn hoofd, mijn hand
gedwongen om die pogingen te staken.

(Ike Cialona)

My fate is to live among varied and confusing storms. But for you perhaps, if as I hope and wish you will live long after me, there will follow a better age. This sleep of forgetfulness will not last forever. When the darkness has been dispersed, our descendants can come again in the former pure radiance.